********Orta halli ve dindar bir aile çocuğu olan Şair Fethi, Rumi 1253 Muharreminde Aydın iline bağlı olan Bozdoğan kasabasının Yenice mahallesinde doğmuştur.
********Her ne kadar Fethi’yi bize ilk tanıtan İbn-ül Emin Mahmut’un ‘Son Asır Türk Şairleri’ isimli eserinde, Şairin 1208 tarihinde doğduğu ve Cemaziyülevvel 1341 tarihinde yüz yaşını ulaşmış olarak vefat ettiği yazılı ise de elimizde bulunan yazma Divan’ında okuduğumuz;
‘Seb’i seb’ine iriştim şeyhi salhurdayım’ Mısrası ile yetmiş yedi yaşına girdiğini ve ihtiyarlığını bildiren şair, bu beytinin kenarına 1253 Muharreminde ve Rumi 1252 tarihinde doğduğunu yazarak doğumu hakkında ortaya çıkabilecek bütün şüphe ve tereddütleri gidermiş, tartışmaya yer bırakmamıştır. Ölümü hakkındaki söylentilerinde gerçeği yansıtmadığı ilerde görülecektir.
********Şöhretini aldıktan sonra ‘Fethi’ mahlasıyla anılan şairin göbek adı Mustafa’dır. İlk eğitimini babası Molla Ahmet Hoca’dan alan küçük Mustafa’da parlak bir zeka,  şiire ve edebiyata karşı büyük bir yetenek göze çarpmaktadır.
********Ağırbaşlılığı, alçak gönüllülüğü ve çalışkanlığı ile herkese kendisini sevdirmiş, ailesinin büyük güvenini kazanmış olan şairi, babası Aydındaki Cihanoğlu Medresesine göndermiştir.
********O tarihlerde yeni yeni başlayan Tanzimat hareketleri henüz medreselere kadar etki edememiş olmakla beraber Cihanoğlu Medresesinin ve bu medreseyi idare eden müderrislerin parlak bir şöhreti vardır.
********Molla Mustafa, Aydının meşhur alimlerinden sayılan Dutağaçlı Molla Mehmet Efendi Hoca ve Çakır Ahmetzade’nin derslerine devam etmeye ve arkadaşları arasında bir kavrayış üstünlüğü ile öne çıkmaya başlamıştır. Esasen aile çevresinden, özellikle, babasından aldığı dini terbiye onun kısa zaman içinde medrese hayatına alışmasına yardım etmiştir.
********Birkaç sene içinde Arapça ve Farsça’yı hakim şekilde kullanmaya başlayan Fethi, şiir ve edebiyatla da meşgul olmaktaydı. İlk kalem tecrübesi olarak yazdığı müfretlerde sadelik ve anlam açısından birer sehli mümteni denebilecek kadar kuvvetli başarılar gösteriyordu. Örneğin şu müfredinde olduğu gibi;
Gönül inler, gözüm ağlar durup dinlenme yok Fethi,
İç elden bade-i aşkı nedendir kanmadın hala?
********Hocalarının takdirini ve medrese arkadaşlarının hayranlığını kazanan genç şair, bir taraftan dersleriyle meşgul olurken diğer taraftan da en eski mutarassıfların hayat ve eserlerini okumak fırsatını kaçırmamıştır. Başta Molla Cami ve Yunus Emre olmak üzere Divan Edebiyatında şöhret kazanan Fuzuli, Baki ve Nedim gibi bütün aruz şairlerinin ve hatta bir kısım halk şairlerinin eserlerini ve Divanlarını büyük bir dikkat ve ilgiyle incelemiştir.
********Özellikle Molla Cami ile Yunus Emre mistik temayüllerinin inkişafına etki eden başlıca amillerdendir. Okuduğu bu eserlerle gönlünü tasavvuf akımlarının çekiciliğine daha fazla kaptıran Fethi’de tarikata girme isteği uyanmıştır. Esasen içinde yaşadığı çevre bu yönelimi için gereken bütün şartları ve imkanları kendisine hazırlamış bulunuyordu.
********Medrese öğrenimini bitiren ve verdiği parlak bir sınav sonucunda müderrislik diplomasını almaya hak kazanan genç tasavvuf şairinin, yorulmak bilmez bir azim ve gayretle çalışarak iktisap ettiği ilmi selahiyete ve kazandığı edebi şöhrete dayanarak ilerleye ilerleye tarikat mesleğinin son aşaması sayılan şeyhlik aşamasına kadar ulaştığını görülmektedir.. Bu aşama, Fethi için tam bir kemal ve olgunluk devresinin başlangıcıdır. Dünün küçük Mustafa’sı büyüdükçe ve yaşı ilerledikçe şair, Bidayet Mahkemesi azası, naip, müftü ve müderris olmuş ve nihayet Şeyh unvanını almıştır. Bu sebeple kendisini Bozdoğan halkı ‘Şeyh Fethi’ olarak tanımaktadır.
Filhakika aristokrasiden asla hoşlanmayan ve tamamıyla demokrat bir ruha sahip bulunan Fethi’yi bu mistik kişiliği ile tanımak daha doğru olacaktır.
********Fethi, iki yüzlülükten hoşlanmayan gerçeği olduğu gibi gören ve gördüğü gibi söyleyen, devrinin bütün geriliklerine ve mülevvesatına rağmen iyi düşünen, hayatının gereklerini ve toplumun ihtiyaçlarını makul bir fikir selametiyle muhakeme edebilen dürüst bir ahlaka ve metin bir karaktere sahipti. Çirkin, bayağı ve kötü şeyleri acımasız bir alay mevzu ile tehzil ve hicvetmesini gayet iyi bilen şair, aynı zamanda nazari ve müspet ilimlerin değerini takdir eder ve savunurdu.

EDEBİ KİŞİLİĞİ

         Eserlerinin incelenmesinden anladığımıza göre; Fethi, 25 yaşından itibaren şiirlerini bir defter içinde toplamaya başlamıştır. O, şiirlerini önceleri kağıt parçaları üzerine yazar, sonra beğendiklerini defterine aktarırdı.
Defterinin ilk sayfalarındaki şiirler 1278 tarihlidir. Ölümüne kadar tam altmış sene kendini ilmi tetebbulere ve şiire vermiş olan Fethi’nin ifadesinde yalnız Divan Edebiyatının aruzun mistik tezahürlerini değil, halk dilinin canlı özelliklerini de bol bol görmek mümkündür. Örneğin, Tanrıdan ve gönül vefasızlığından şikayet eden şu beyitlerinde hem halk dilinin bahsettiğimiz sadeliği, hem de büyük halk ve tasavvuf şairi Yunus Emre’nin tesiri açıkça görülmektedir.
**************Gönül rahat vermez oldun, nişleyim gönül seni?
**************Hiç durup dinlenmez oldun, nişleyim gönül seni?
**************Gece gündüz inilersin kulağımda çınılarsın.
**************Eski derdim yenilersin, nişleyim gönül seni?
**************Fethi hazin ağlar, dumaz kimseler halimden sormaz.
**************Tanrı muradını vermez, nişleyim gönül seni?
Diğeri;
**************Sorarsın ehli müştaki, biziz uşşaki gülleri.
**************Zehi haydır zehi baki, biziz uşşaki gülleri.

**************Araftan bir sebak aldık, acep hayran mest olduk?
**************Fenadan pes beka bulduk, biziz uşşaki gülleri.

                            Bulup katremde dürdane soyunup daldım ummane.
**************Cemali hakka pervane, biziz uşşaki gülleri.

                            Tarikatte olan hacı, görenler seyri miracı.
**************Giyenler hırkai tacı, biziz uşşaki gülleri.

                            Bu Fethi gibi çok canlar bu yolda duydular esrar.
**************Kubab altındaki canlar, biziz uşşaki gülleri.

         Hoş sohbet, zarif ve şakacı bir adam olan Fethi’nin yukarıda da söylediğimiz gibi büyük Türk ahlakçısı Molla Cami’ye tasavvuf şairi Yunus Emre’ye, Lale Devri’nin şen ve şuh şairi Nedim’e benzeyen tarafları olduğu gibi merhum şair Eşref’e benzeyen tarafları da vardır. O, ara sıra latifeler yapmaktan fikirlerini yarı mizah şeklinde ifade etmekten zevk duyardı. Bununla beraber en sert hicivlerinde dahi hırpalayıcı, kırıp dökücü değil, okşayıcı bir eda vardır.

ÖLÜMÜ

         Nakşibendi ileri gelenlerinin tercemei hallerini okuyarak gençliğinde bu mesleğe süluk etmiş olan Fethi, daha sonra Uşşaki tarikatına da intisap etmiş ve tarikat mensuplarının da hürmet ve muhabbetini kazanmıştır.
*****Aile sevgisi, evlat muhabbeti, ilme ve fazilete meclup olan hassas ve şair ruhunda deryalar kadar engin ve ufuklar kadar nihayetsiz olan Fethi tomar tomar şiirlerinde bu sevginin derin tezahürlerini görmek mümkündür.
*****Üç yavrusunu toprağa vermek bahtsızlığına uğrayan ve yaralı kalbinin ıstıraplarını ifade ederken dahi teselliyi tevekkülde, kadere rızada bulan şair, 1921 (Rumi 1337) yılında ve 85 yaşındayken hayata gözlerini kapamıştır. 1912 senesinde kendisinin yaptırdığı tekkesine gömülmüştür.

 


 

  

 

HAYATI VE ESERLERİ